Geç/mişe Dair Otopsi'm

İsimli konu WH 'Sevgililer Günü Hikaye Yarışması' kategorisinde, Bir Dizi Biz üyesi tarafından 12 Şubat 2011 tarihinde yazılmıştır. Geç/mişe Dair Otopsi'm hakkında bilgi ve tartışmalar.

  1. Kabuğu henüz kurumamış, sol yanıma sıkıca tutunmuş ve kök salmışçasına taze duran bir yaşanmışlıktı... Mevlâna'nın bir Şems kaybettiği Şam Sokağı olmuştum içten içe; yol olan ben üstümde yolcuydum. Bilinir ki hiç bir yar/a, geçmişe sadakatsiz değildir; öyle ki henüz yakamıza ilişmiş 'ilkokul önlüğüyle' başlamıştı her şey. Kendime rağmen şahitlik edebilirim ki ne yüzü, ne rengi solmuş ve yıllanmışlığı belli okul duvarına sırtını dayamış duruşunu unutamadım. Yüzündeki o kavrulmuş hüznü, nereden geldiği belirsiz bir kuşku ve her şeye rağmen anneleşip kalbe dokunan güzelliği... Tek karede sakladım hepsini. Ne ciltlere sığmayan 'Aşk Tanımları', ne de biribiri ardına yazılan sözcükler anlatamadı yüreğimin satır arasındaki 'o'nu...
    Nihayet uzun uğraşlar, arsız tesadüfler sonucunda varmıştım o'na. S/ona doğru bütün engeller geri döndürmedi beni, o ilkokul çocuğunu. İlköğrenimimin üzerinden 5 sene geçmişti ve ben, 'ilk öğrenim'imi nihayetinde yaşamıştım. Daha önce kulağıma davet etmediğim her nakaratlar, artık yalnızca muhattabı benmişim gibi konuk oluyordu kulağıma. Süslü aşk cümleleri değil; hâlâ bu ezgiler o'nunla can buluyor.
    Dolu dolu, çocuksu ama bir o kadar da içe sinmiş bu gidişat, her canlının mutlak tadacağı ölüm gibi ayrılığı tatmıştı. Sebebi kat'i affedilmeyecek tek şey, bana da varmıştı. Ayr/ılık, ılık ılık süzülmüştü benden içeri. Ne isyan, ne karşı çıkış ne de geri dön deyişler. Gurur, onurla iş birliği yapıp huzuru engellemişti. Ve esas içime yar/a olan olay bu noktadan sonra başlamıştı.
    Kendisi gibi sesi de güzeldi. Okul korosunda en gözde en sözü geçen ve belki de olmazsa olmazdı. Ya da görme engelli aşk, bana bunu böyle göstermişti. Kim bilir... Tek bildiğim şey, o ne zaman korosuyla çıkıp bir şeyler söyleseydi; ben, yalnızca bana söyler gibi kabul ederdim. Yüzümde benden habersiz bir tebessüm, pür dikkat izlerdim o'nu. Her yerde, her ortamda ve herkese bir türkü söyler, nerede rast gelse bir merhaba sahibi dosta bir türkü söylemeden bırakılmazdı...
    Fakat bana hiç söylemedi. 3 yıl boyunca herkese şarkı söylemişti; fakat ben ne zaman bir şarkı söylemsini istesem 'Sonra söylerim. Sana bakıp söylersem utanırım.' derdi. Kırılırdım elbet içten içe. Fakat o, bunu hiç bilmezdi. Anlık kırgınlıklar, o'nun yanağıma kondurduğu minik bir buseyle tuzla buz olurdu. 3 yıl boyunca yalnızken duymadım hiç; şarkısını, hoş sesini... 3 yıl boyunca.
    Sene sonu gelmiş, ilkokul süreci tamamlanmıştı. Ne ders notu, ne diploma hasreti ne de el/vedalar umrum dışıydı. Beni benden eksilten tek şey duymadığım o sesti. Yalnızken, özel olduğumu hissettirecek o ses... 3 senesini bana harcamış, 3 senemi o'na harcadığım insanın sesi eksikti. Kulağımda değil, yüreğimde. O gün bu isteğim daha çok acıtmıştı beni. Çünkü ayrılmıştık. Affı zor olan ayrılık bizi de afet bölgesine çevirmişti. Son 1 aydır o'ndan yoksundum. Kaçak bakışmalar, kimliği belirsiz iltifatlar dışında hiç bir şey yoktu biz'den yana. Bu ayrılık, bir de o'nun hoş sesinin noksan oluşuyla birleşince ömürlük hayat ömr-ü günlük olmuştu...
    Kendi sınıfımda oturmuş, 3 sene boyunca terketmediğim cam kenarı yerimdeydim. An olur da dışarıda bulurum diye o'nu, 3 sene boyunca oturduğum o yer ünsüz değişmesine uğramış ve 'cam kenarı' iken 'can kenarı' olmuştu. Başımı öne eğmiş, 'Bir an önce bitse de eve gideyim. Bitsin artık bunlar.' diyordum. Niyeyse biraz sonra bir sessizlik oluştu. Başım önde, neler olduğunu tahmin etmekle meşgulken her düşündüğümde içimin karıncalanmasına sebep o olay oldu. Meleğim, bütün berraklığıyla şarkısını söylüyor ve en çok duymak istediğim şarkıyı söylüyordu. Biraz önce sınıfa gelmiş, arkamdaki boş sıraya oturmuş bir süre beni izledikten sonra başlamıştı şarkıyı söylemeye. Başı önde ben, istemsizce başa sardım kasedi. İlk gördüğüm yer, duvar, bakışı, tanışmamız... Her şey ama her şey milimetrik hesaplarla geçti içimden. Erkekler ağlar, hem de öyle bir ağlar ki o yaşlar bile nereye akacağını bilemez. O söyledikçe ben istemsiz ağlıyordum. Kendimi tam olarak hissettiğimde şarkı sona yaklaşmış, Gülşah'ımın ağlak sesi de kesik nefes alışıyla harmanlanmıştı. Dayanamadım elbet. Dönüp, bütün hırsım, bütün sevgim, bütün 'Oh be!' deyişimle sardım o'nu. Ne ben, ne de sınıf arkadaşlarımdan kimse ses çıkarmıyordu. Zaten ben de senelerdir hep ön planda olan arkadaşlık gururum yüzünden onlara bakamadım. O yaşlar benimdi ve ben ancak o'nu uğruna akıttığıma gösterirdim. Dakikalarca sarılıp o'nun derin nefesini duydum, belli belirsiz düşen yaşlarını izledim...
    Her ölüm bir son değildir. Ben, o gün öldüm. Bir daha yaşamak adına. Şu an hâlâ benimle. 8. sınıfta yaşadığım bu yar/aya inat 8. senemizi yaşıyoruz. Aynı heyecan, aynı güven ve aynı edeple... 14 şubat uğruna değil, ilk bulduğum fırsatta o'nunla aşk'a daldığım ve bu fırsatla da yazıp yeniden canlandırmak istediğim için yazdım. 3. tekil şahısın en özel karşılığı'na, o'na ithafen... Seni seviyorum.


    - Şubatikibinonbir...-
    12 Şubat 2011
    #1
  2. Geç/mişe Dair Otopsi'm Cevapları

  3. Hikayenizi okuma fırsatını henüz buldum.Gerçekten çok etkilendim.Mükemmel bir hikaye,mükemmel benzetmeler,mükemmel betimlemeler,mükemmel bir dil kullanımı.Bence birinciliği haketmiş bir yazı.Tebrik ederim.
    23 Şubat 2011
    #2
soru sor

Geç/mişe Dair Otopsi'm